ONE MINUTE, THE END!

Saadet Partisi Lideri Prof. Dr. Numan Kurtulmuş; “İsrail’in nükleer yetenekleri” başlıklı karar tasarısının gündeme alınacağı UAEK Genel Kurulu toplantısında Türkiye’nin önce çekimser oy kullanmasını ardından yapılan oylamada da salonu terketmesini sert bir dille eleştirdi.  Kurtulmuş; “Bu ‘one minute’un bitişidir. Marifet otel lobilerinde “One Minute” demek değil, BM Salonu’nda bunu söyleyebilmektir. ” dedi. İsrail’in en büyük gücünün diplomatik gücü olduğunu söyleyen Kurtulmuş, “17 yıldır İsrail’e karşı bir karar alınamadı. İlk kez böyle bir fırsat çıktı, maalesef Türk tarafı İsrail lehine davranarak, çekimser kaldı” diye konuştu.


Saadet Partisi Lideri Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun 53. Genel Kurul Toplantısı’nda, İsrail aleyhine olan karar tasarısının gündeme alınması için yapılan oylamada Türkiye’nin çekimser oy kullanmasını, tasarının oylanması sırasında ise Türk Heyetinin salonu terk etmesini sert bir dille eleştirdi.
Bu tarihi gelişmede Türk heyetinin takındığı tavrın, Türk milletinin vicdanını yaraladığını belirten Kurtulmuş, “Saadet Partisi tarafından düzenlenen Gazze mitinginden sonra Sayın Başbakan, Şimon Perez’e “one minute” dedi. İlk tebrik eden Saadet Partisi oldu. ‘Teşekkür ederiz, bu, milletimizin, Müslümanların beklediği bir tepkidir” dedik. Ama ne hikmettir ki ondan sonra Sayın Başbakan ‘aman yanlış anlaşıldı, biz aslında Sayın Şimon Perez’e değil, modaretöre karşı bu tavrı koyduk’  demeye başladı. Hemen akabinde de bakanlarımız bir biri ardına, ‘Türkiye’nin İsrail ile olan stratejik ilişkileri bundan sonra daha iyiye gidecektir’ açıklaması yaptılar. Biz o zaman anlayamamıştık bu ilişkiler nasıl daha iyiye gidecek diye. Bir tarafta Şimon Perez’e ‘One Minute’ diyeceksiniz, öbür tarafta ilişkiler nasıl daha iyiye gidecek? Nasıl iyiye gideceğini Uluslar arası Atom Enerjisi Kurumu İsrail’in nükleer potansiyeli ilgili oturumunda gördük.  Bu oturumun gündeme alınması ile ilgili olarak maalesef Türkiye temsilcileri salonu terk ettiler. Tasarının oylanması için yapılan oturumda da Türk tarafı bu defa çekimser kaldılar. İşte bu “One Minute”un sonudur.  Yani “One minute the end”  Otel lobisinde bunu herkes söyler. Hiçbir anlamı yok ki. Marifet; gel bunu BM salonunda söyle. Uluslar arası Atom Enerjisi Kurumu’nun genel kurulu’nda söyle. Salonu terk etme, çekimser kalma. Çık orda one minute de.
Son 17 yıldır hiçbir karar alınmamış İsrail’e karşı. Sahip olduğu diplomatik gücü nedeniyle.  İlk defa bu toplantıda İsrail’e karşı bir karar alınacak ama bu defa Türkiye hükümetinin yetkilileri çekimser kalıyor, salonu terk ediyor. Bir kez daha söylüyorum; bu “One Minute the end”dir.”


‘Demokratik açılım’da görüşü belli olan tek Parti Saadet’tir

AKP hükümetinin yürüttüğü “demokratik açılım” sürecine değinen Kurtulmuş, “Önce Kürt açılımı, arkasından demokratik açılım gündeme geldi. Bu açılım konusunda maalesef, ‘açılımdan yana mısın, karşı mısın’ diye insanlar ikiye ayrılarak Türkiye’de bu tartışma sürdürülmeye çalışıldı. Herkes birbirleriyle bir ağız dalaşı içerisinde oldu. Hükümet muhalefete dedi ki ‘ben görüşmem’, Sonra ‘biz CHP’yle görüşmeyiz’ diyen hükümet, ‘gerekirse CHP’nin elini öperiz’ demeye başladı. Kardeşim el etek öpmeyin, Türkiye’nin meselelerini ciddi bir şekilde inceleyin, ciddi bir şekilde tartışın. Kimse şu anda hükümetin ne dediğini bilmiyor. Dünkü bayramlaşmalarında Sayın Başbakan bunu söyledi. “Bize niye karşı çıkıyorlar, biz açılım konusunda bir dosya hazırlamadık” diyor. Söylediğimiz bir şey yok diyor. Ama herkes Saadet Partisi’nin ne düşündüğünü biliyor. “Barış ve Kardeşlik İçin Gönüllü Birliktelik Projesi” adı altında bir dosya oluşturduk. Ve bu dosyanın her cümlesini değil her kelimesini bu ülkenin hassasiyetleri ve ihtiyaçları çerçevesinde tartışarak hazırladık. Laf olsun, nasıl olsa biz muhalefetteyiz, bizden kimse hesap sormaz diyerek değil, bu gün hükümet olsak nasıl davranırız onu düşünerek bir rapor hazırladık ve hükümete sunduk. Kamuoyuyla da paylaştık. Şimdi Edirne’de, Diyarbakır’da her yerde insanlar Saadet Partisi Türkiye’de barış ve esenliği nasıl sağlayacağını bilen bir partidir diyor” şeklinde konuştu.


Halk Saadet iktidarını bekliyor

İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın Saadet Partisi ziyaretinde konunun çok hassas olduğunu kendisine hatırlattıklarını söyleyen Kurtulmuş, “Bu konu çok hassas bir konu. Bir müddet tartışırız buradan siyasi rant çıkar ya da siyasi risk olur gibi bir takım hesaplar yapılmasın. Bu mesele rafa kaldırılacak bir mesele değildir. Türkiye bunu çözmek zorundadır. Nasıl çözmek gerekir bunu da ifade ettik. Sadece şunu söyleyeyim, biz bu meseleyi dışarısı istiyor diye değil, bu topraklarda Kürtler ve Türkler birlikte barış içinde bin yüz senedir yaşamayı başarmış iki kardeş, iki akraba, iki dindaş halk oldukları için çözmek zorundayız. Yoksa gökten zembille indirilip 2009’da buralara gelmedik. Selahattin Eyyübi’lerin, Kılıçarslan’ların çocukları, Anadolu’yu birlikte Müslümanlaştırdı ve Birinci Cihan Harbi’nden sonra bu toprakları kurtarmak için birlikte ulusal kurtuluş mücadelesi verdi. Biz bu milletin arasına sokulmaya çalışılan fitneyi bir kenara koymak zorundayız. Bugün Saadet Partisi’nin görüşleri ortadadır ve bunun ilk adımı da her kesin kendini eşit ve özgür kabul edeceği sivil ve demokratik bir anayasa yapmakla başlanmalıdır” ifadelerini kullandı. Daha önce hükümeti, “sivil ve demokratik bir anayasa yapma görevini geçiştirmek istiyorsa topu taca atmış olursunuz” diye uyardığını hatırlatan Kurtulmuş, “Şimdi görüyoruz top taca atılmış ama Saadet Partisi bu görüşlerini söylemeye devam edecek. Yaparlar yaparlar yapmazlarsa o vakit söylüyorum Saadet Partisi iktidara geldiğinde yapacakları işlerin listesi kabarmış olur başka bir şey olmaz” dedi.


Karşılıksız “sıfır problem” tavizdir

Son günlerde tekrar gündeme gelen Ermenistan sorununa da değinen Kurtulmuş, Geçtiğimiz hafta Sayın Dışişleri Bakanı geldiğinde gayet hazırlıklı olarak bu konu hakkındaki görüşlerimizi söyledik. Temenni olarak biz Türkiye’nin bütün komşularıyla sıfır problemi olmasından yanayız. Ancak sıfır problemin olması için tek başınıza sıfır problem olmasını istemeniz yetmez. Kıta sahanlığı meseleniz var, Kıbrıs meseleniz var Kuzey Irak ile ilgili meseleniz var, Ermenistan ile ilgili meseleniz var. Ben sıfır problem istiyorum, karşı tarafta sıfır problem istemedikçe ben bu meseleyi nasıl çözeceğim. O zaman sıfır problem istemek demek taviz vermek anlamına gelmiyor mu? Sayın bakana bunu da sorduk. Biz bütün sınırlarımızı açalım. Bu sınırlardan sadece Türkiye kazanır ama Ermenistan şu anda Dağlık Karabağ’ı işgal etmiş durumdadır. BM ve Uluslar arası hukukun bütün şartlarına göre işgalci bir ülke konumundadır. Dağlık Karabağ işgali sona ermeden ve mülteci durumuna düşürülmüş 1 milyon Azeri kardeşimiz yurtlarına geri dönmeden, bu konuda bir önlem alınmadan Türkiye’nin Ermenistan sınırını açması taviz vermekten öte bir anlam ifade etmiyor” dedi.
Türkiye ile mevcut durumda böyle bir anlaşmanın sağlanması durumunda Ermenistan’a 3 tane önemli imkân sunulduğunu dile getiren Kurtulmuş, “Bunlardan bir tanesi Azerbaycan, Ermenistan ve Türkiye üzerinden gidilecek otoyol, İkincisi demiryolu, üçüncüsü Nabucco projesiyle sağlanan enerji hattı. Peki, Ermeniler savaş yapmış olsaydı.  Büyük bir galibiyetle Birinci Dünya Savaşı’ndan çıkmış olsalardı böylesine önemli imkânları elde edebilirler miydi? Siz bütün bu imkânları, durup dururken, sıfır problem diye oluşturacaksınız. Karşılığında da hiçbir şey almayacaksınız. Kapıyı açarken de ön koşul sürmeyeceksiniz. Hükümeti bu konuda ciddi, duyarlı ve tutarlı olmaya çağırıyorum” şeklinde konuştu.


İslam âleminin bayramını kutladı

Kurtulmuş, “Allah’a çok şükür kalpgözü açıklığı içerisinde bir Ramazan’ı idrak ettik. Ramazan’dan sonra bayramımızı idrak ediyoruz. Bu bayram vesilesiyle bütün ülkemizin ve İslam dünyasının huzur ve esenlik içinde olmasını temenni ediyorum. İnşallah önümüzdeki bayramlarda bütün İslam coğrafyası, bütün insanlık ve ülkemiz için çok daha güzel bayramlar olur. Hepimizin huzur içinde saadet içinde nice güzel günlere erişmemizi temenni ediyorum, hayırlı bayramlar diliyorum. Bu bayram vesilesiyle de bir araya geldiğimiz bu toplantının gerçekten fevkalade güzel bizi de sevindiren ve duygulandıran bir toplantı olduğunu ifade etmek istiyorum. Milli Görüş, kendisinden önce bu topraklarda bin yıl sürmüş olan bir fikri mücadelenin siyasi mücadele haline gelmesidir. 40 sene evvel bu iş ete kemiğe büründü ve bu yıl da 40. yılını idrak ediyor. İnşallah 14 Ekim’de Konya’da çok büyük bir törenle bu kuruluş yıldönümünü idrak edeceğiz. 40. Yıl bir insan için olgunluk yaşı olduğu gibi bir siyasi organizasyon için de olgunluk yaşıdır. Yıllardır bu siyasi hareketin özellikle 38 yıllık dönemi içerisinde, oy oranı olarak gerilere düştüğümüz zamanlarda bile hep şunu söyledim: Milli Selamet Partisi Milli Görüş’ün birinci çıkışıydı. 1990-1991’de başlayan süreç Refah Partisi’yle ikinci çıkışıydı. 2010’lu yıllar da Milli Görüş’ün üçüncü büyük çıkışı olacaktır! Biz bunları derken bazıları da yüzümüze bakıyor ve diyorlar ki “Şu kadarcık oy almışlar Türkiye’de üçüncü büyük çıkıştan söz ediyorlar. “Allah’a çok şükür 29 Mart 2009 seçimleri Milli Görüş’ün üçüncü büyük şahlanışının adımlarını hissettirmiştir, ayak seslerinin başlatmıştır inşallah önümüzdeki seçim bu süreci çok daha hızlandıracaktır” şeklinde konuştu.



Birbirimizi yüreklendirmeliyiz

Programda söz alan Saadet Partisi İstanbul İl Başkanı Erol Erdoğan da, herkesin bayramını kutladıktan sonra İstanbul teşkilatı olarak yaptıkları çalışmaları anlattı. Erdoğan, “Bu bayramlaşmayla beraber, yeni bir sefere, yeni bir yürüyüşe besmele çekiyoruz. Bu sefer, medeniyet siyasetimizi, yeniden bu ülkede en yüksek noktaya çıkarma seferidir” dedi.  Erdoğan, “Medeniyet siyaseti yapmak, bir iklim oluşturmak ve o iklime bütün insanlığı dâhil edebilmekle mümkündür. O iklim, toplumun her bir ferdini eğitir, yoğurur ve en hayırlı insan haline getirir. Arefe günü ve bayramın ilk günü TV’lerin haber bültenleri ve gazetelerin renkli sayfaları yine içler acısı cinayet haberleri, aile facialarına dair haberler ve bir toplumun manen çökmekte olduğuna dair değişik haberlerle doluydu. Sık sık medyada Türkiye’nin dindarlaşma durumunu yansıtan araştırmalar yayınlanmakta. Ve bu raporların hepsi bu ülkede, namaz kılanların, türbanlıların, ben dindarım diyenlerin arttığını göstermektedir. Bir taraftan dindarlık artarken diğer taraftan, cinayetler, boşanmalar,  uyuşturucu kullanımı, intiharlar, hırsızlıklar, rüşvet ve yolsuzluklar,   aile faciaları artıyorsa; dindarlığımızda sorun var demektir, insanlığımızda sorun var demektir. Medeniyet siyasetimizin, önce ahlak ve maneviyat siyasetimizin, değerler siyasetimizin önemi burada ortaya çıkmakta; bir iklim oluşturmanın zorunluluğu bundan dolayı önem kazanmaktadır. Saadet Partililer olarak bu yolda daha acele etmeli, birbirimize daha çok destek vermeli, birbirimizi daha çok yüreklendirmeliyiz. Çünkü bu bizim işimiz” diye konuştu.

Bayramlaşma programına Süleyman Arif Emre, Necati Molder, Osman Yumakoğulları, Hasan Aksay, Abdulkadir Öncel, Kadir Özyurt, Mürsel Başer, Şerafettin Tübü gibi Milli Görüş’e yıllardır hizmet veren çok önemli isimler katılarak hatıralarını bayramlaşmaya katılan ve salonu tıklım tıklım dolduran milli görüşçülerle paylaştılar.

Yorum Yapın